YİMAK Mühendislik ’in Sismik Koruma Konulu Kamusal Paylaşımı Üzerine

Yapısal Olmayan Taşıyıcı Sistemler Bağlamında Teknik, Hukuki ve Akademik Bir İnceleme

Oğuzhan Ahmet KARA

Taurus Teknik Mühendislik Danışmanlık İnşaat Sanayi Ticaret Limited Şirketi

ahmetkara@ttmd.gen.tr

ÖNSÖZ

Bu çalışma, Yimak Mühendislik tarafından kamuoyuyla paylaşılan sismik koruma konulu metnin, yapısal olmayan taşıyıcı sistemler özelinde; teknik, hukuki ve mühendislik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

Türkiye’nin yüksek deprem riski altında bulunan bir ülke olması, sismik koruma konusunu yalnızca bir mühendislik tercihi değil, doğrudan kamu güvenliğini ilgilendiren bir zorunluluk haline getirmektedir. Bu bağlamda, sektörün önde gelen firmaları tarafından yapılan her kamusal teknik paylaşım; yalnızca farkındalık yaratma gücü açısından değil, aynı zamanda oluşturduğu algı ve sahadaki uygulamalara etkisi bakımından da özel bir sorumluluk taşımaktadır.

Bu makalenin amacı; herhangi bir kişi veya kurumu hedef almak, niyet sorgulamak ya da polemik üretmek değildir. Amaç; kamusal alanda paylaşılan teknik bir içeriğin, mevcut mevzuat, mühendislik bilimi, sertifikasyon gereklilikleri ve uygulama–denetim sorumluluğu açısından ne ölçüde doğru ve yeterli olduğunu akademik bir çerçevede irdelemektir. Eleştirel yaklaşım, bu çalışmada bir karşı duruş değil; doğru mühendislik pratiğini güçlendirme aracı olarak ele alınmıştır.

Yapısal olmayan taşıyıcı sistemlerin sismik korunması; ürün seçimiyle sınırlı olmayan, hesap, tasarım, uygulama ve denetim süreçlerini birlikte içeren bütüncül bir mühendislik disiplinidir. Bu nedenle, teknik terimlerin bağlamından koparılarak kullanılması, mevzuatın eksik veya hatalı yansıtılması ve sertifikasyon kavramının belirsiz bırakılması; iyi niyetli dahi olsa, sahada yanlış uygulamalara ve ciddi kamu güvenliği risklerine yol açabilmektedir.

Bu önsözle birlikte sunulan çalışma; sismik koruma alanında bilgi kirliliğinin önüne geçilmesine, kavramsal netliğin sağlanmasına ve bağımsız, sorumluluk temelli mühendislik yaklaşımının öneminin vurgulanmasına katkı sunmayı hedeflemektedir.

ÖZET

Bu makalenin temel amacı, YİMAK Mühendislik’in kamuoyuna sunduğu sismik koruma konulu bildiriyi, özellikle yapısal olmayan taşıyıcı sistemler bağlamında;

  • mühendislik bilimi,
  • mevcut mevzuat,
  • sertifikasyon süreçleri ve uygulama sorumlulukları çerçevesinde eleştirel ve akademik bir bakış açısıyla değerlendirmektir.

Bu çalışmanın odağında kişi ya da kurumlar değil; kamusal alanda yapılan teknik bir açıklamanın bilimsel doğruluğu, yarattığı algı ve uygulama sahasındaki olası etkileri yer almaktadır.

1. GİRİŞ

Sismik koruma konusunda farkındalık yaratmak, ülkemizin deprem gerçeği göz önüne alındığında hiç kuşkusuz büyük önem taşımaktadır. Ancak teknik içerikli her kamusal paylaşım, yalnızca iyi niyetle değil; bilimsel doğruluk, kavramsal tutarlılık ve mevzuata uygunluk gibi temel ölçütler üzerinden değerlendirilmelidir.

Firmanın yayımladığı sismik koruma başlıklı metin de bu çerçevede incelendiğinde, farkındalık oluşturma amacına sahip olsa da önemli kavramsal eksiklikler ve teknik-hukuki sorunlar barındırdığı görülmektedir.

2. HUKUKİ BAĞLAM VE “ÖZELLİKLE” VURGUSUNUN YANLIŞ KURGUSU

Paylaşımında şu ifadeye yer veriliyor:

“Bu nedenle özellikle HVAC ekipmanlarında—soğutma kuleleri, pompalar, fanlar, kompresörler gibi büyük kütleli cihazlarda—titreşim yalıtımı ve sismik koruma çözümlerinin eksiksiz uygulanması büyük önem taşır.”

Bu ifade, mühendislik açısından kendi içinde tutarlı görünse de Türkiye’deki yasal çerçeveden bağımsız bir şekilde ele alınmıştır. Çünkü ülkemizde HVAC sistemleri için açık, net ve bağlayıcı bir sismik koruma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Buna karşılık, yangın tesisatları özellikle sprinkler sistemleri mevzuat düzeyinde sismik korumanın zorunlu olduğu tek mekanik tesisat grubudur. Dolayısıyla “özellikle” vurgusunun, bu sistemler üzerinden yapılması çok daha yerinde olurdu.

Bu ayrım yapılmadığında, firmanın açıklaması; tüm mekanik sistemlerin sanki aynı yasal yükümlülüklere tabiymiş gibi yanıltıcı bir algı yaratma riskini doğuruyor. Bu durum, doğrudan teknik bir yanlış olmasa da bağlamdan kopuk ve yönlendirici bir anlatım örneğidir.

3. TİTREŞİM YALITIMI VE SİSMİK KORUMA KAVRAMLARININ KARIŞTIRILMASI

Paylaşımda şu ifade yer alıyor:

“Uygun tasarım ve montaj ile mekanik ekipman titreşimleri %90–95 oranında sönümlenebilir.”

Bu cümle, eğer sismik koruma bağlamında değerlendirilirse, teknik olarak yanlış bir anlam taşır.

Çünkü titreşim yalıtımı ile sismik koruma, aynı mühendislik problemi değildir ve bu iki kavramın birbirinin yerine kullanılması kabul edilemez bir teknik hatadır.

Titreşim yalıtımı, ekipmanın normal çalışma koşullarında ürettiği düzenli ve öngörülebilir dinamik etkilerin yapıya aktarımını azaltmayı hedefler. Buna karşılık, sismik koruma; deprem anında oluşan ani, yönlü ve yüksek ataletsel kuvvetlere karşı, ekipmanın devrilmesini, kopmasını ya da yerinden çıkmasını önlemeyi amaçlar.

Bu iki sistem çoğu zaman tamamen farklı, hatta bazı durumlarda birbirine zıt davranış karakteristikleri gösterir. Dolayısıyla, titreşim sönümleme oranlarını bir tür sismik güvenlik göstergesi gibi sunmak, sadece teknik açıdan yanlış değil, aynı zamanda sahada ciddi yanlış uygulamalara yol açabilecek bir bilgi kirliliğidir.

4. SİSMİK ÜRÜNLERİN YANLIŞ SINIFLANDIRILMASI

Paylaşımda şu ifade yer alıyor:

“Sismik sınırlayıcılar, özel seçilmiş izolatörler, sismik boru askıları, halatlar, yaylı askılar…”

Bu listede yaylı askıların, birer sismik koruma ürünü gibi sunulması, açıkça teknik bir hatadır. Çünkü yaylı askılar ve titreşim izolatörleri, temelde çalışma sırasında oluşan titreşimleri azaltmak için kullanılır; sismik yük taşıyıcısı olarak tasarlanmamışlardır.

Hatta uluslararası mühendislik standartlarına göre, bu tür elemanların sismik sınırlayıcılarla birlikte kullanılmadığı durumlar bile riskli olarak değerlendirilmektedir.

Dolayısıyla burada söz konusu olan, sadece basit bir yanlışlık ya da eksiklik değil; teknik olarak yanlış yönlendirme potansiyeli taşıyan ciddi bir kavramsal problemdir.

5. “%1 MALİYET” İDDİASININ AKADEMİK GEÇERSİZLİĞİ

Paylaşımda şu iddiaya yer verilmiştir:

“Tüm bu önlemlerin maliyeti, toplam mekanik tesisat maliyetinin yaklaşık %1’i kadardır.”

Ancak bu ifadeyle birlikte ne bir hesap yöntemi ne proje tipi, ne risk sınıfı, ne de kapsam tanımı sunulmuştur.

Oysa hastaneler, sanayi tesisleri, yüksek katlı yapılar ve konut projeleri gibi farklı yapı türlerinde hem mekanik tesisatın oranı hem de sismik koruma gereksinimleri önemli ölçüde değişiklik gösterir.

Dolayısıyla bu tür genellemeler, mühendislik hesabına değil, daha çok pazarlama diliyle yapılan yüzeysel ifadelere benzemektedir.

6. MEVZUAT YOKLUĞU İDDİASININ HATALI OLUŞU

Paylaşımda şu ifadeye yer verilmiştir:

“Türkiye’de mekanik tesisatın deprem güvenliğini özel olarak düzenleyen bir yönetmeliğin bulunmaması…”

Bu ifade hukuki açıdan doğru değildir. Çünkü Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik ve Makine Tesisatı Genel Tasarım Teknik Şartnamesine Dair Tebliğ birlikte değerlendirildiğinde, özellikle yangın tesisatları başta olmak üzere mekanik sistemlerin sismik korumaya dair açık ve bağlayıcı düzenlemelere tabi olduğu görülmektedir.

Yani sorun, ortada bir mevzuat olmaması değil; mevcut düzenlemelerin yeterince iyi anlaşılmaması ve uygulamaya gerektiği gibi yansıtılamamasıdır.

7. DEĞERLENDİRME

Öncelikle şunu net bir şekilde söylemek gerekir: Bu bildirinin yayımlanmış olması ve sismik koruma konusuna dikkat çekmesi, başlı başına değerli ve takdir edilesi bir girişimdir. Ülkemizde bu konunun yeterince ciddiyetle ele alınmadığı düşünüldüğünde, farkındalık yaratmaya yönelik her çaba önemlidir. Bu nedenle gösterilen hassasiyet için şahsım adına teşekkür ederim.

İşte tam da bu yüzden, yayımlanan içeriğin çok daha yüksek bir teknik sorumlulukla, daha güçlü bir mevzuat bilinciyle ve sadece ürün seçimini değil, uygulama ve denetim zincirini birlikte değerlendiren bütüncül bir yaklaşımla hazırlanması gerekirdi.

Çünkü sismik koruma, sadece bir tasarım tercihi değil; kullanılan ürünlerin uygunluğu, sertifikasyon süreci, sahadaki doğru uygulama ve bu uygulamaların etkin bir şekilde denetlenmesiyle birlikte anlam kazanan, doğrudan kamu güvenliğini ilgilendiren bir konudur.

Bu çerçevede, öne çıkan eleştirel noktalar aşağıda özetlenmiştir:

  • Mevzuat yokmuş gibi bir algı yaratılmıştır. Oysa bu doğru değildir. Türkiye’de yapısal olmayan elemanlar, mekanik tesisatlar ve özellikle yangın tesisatları için yürürlükte olan, açık ve bağlayıcı düzenlemeler mevcuttur.
  • Teknik terimler kullanılsa da bunların hangi hesap yöntemine dayandığı, hangi tasarım kriterlerine göre belirlendiği ya da hangi koşullarda zorunlu olduğu açıkça belirtilmemiştir. Bu durum, mühendislik uygulamalarının denetlenebilirliğini ve izlenebilirliğini zayıflatmaktadır.
  • “%1 maliyet” gibi ifadeler, bağlamdan kopuk sunulmuş ve teknik bir temele dayandırılmamıştır. Proje tipi, yapı sınıfı, risk seviyesi ve sistem kapsamı gibi belirleyiciler netleştirilmeden yapılan bu tür genellemeler, mühendislik hesabı değil, söylem üretimi niteliğindedir.
  • Sismik koruma, bir “iyi niyet tercihi” gibi gösterilmiştir. Oysa bu konu, mühendislik gereklilikleri ve yürürlükteki mevzuatlar doğrultusunda, zorunlu olarak ele alınması gereken bir güvenlik konusudur.
  • Sismik korumada kullanılacak ürünlerin sertifikalı olması gerektiği vurgulanmamıştır. Oysa ülkemizde, yalnızca üreticiye ait test belgeleriyle bazı ürünlerin “sertifikalı” gibi lanse edilip piyasaya sunulduğu bilinen bir sorundur. Bu durum ciddi bir kamu güvenliği riski oluşturmaktadır. Unutulmamalıdır ki; test belgesi, sertifika değildir. Sertifikasyon, bir ürünün deprem etkisi altındaki performansının bağımsız, tekrarlanabilir ve izlenebilir testlerle doğrulandığını gösterir. Bu ayrım yapılmadığında, sahada teknik olarak yetersiz ve hukuki açıdan sorunlu ürünlerin kullanılması kaçınılmaz hale gelir.
  • Projede sismik koruma detaylarının yer alması, uygulamanın gerçekten doğru yapıldığı anlamına gelmez. Sismik korumanın etkili olabilmesi için; doğru ürünün, doğru noktaya, doğru bağlantılarla ve doğru montaj kurallarına uygun şekilde uygulanması gerekir. Eğer bir çözüm sadece çizimlerde veya belgelerde kalıyor, sahada karşılığı yoksa ne teknik ne de hukuki olarak bir geçerliliği bulunmaz.
  • Metinde denetim zincirine hiç yer verilmemiştir. Oysa böyle sistemlerin eksik ya da hatalı uygulanması, sadece tasarımcıya veya uygulamacıya ait bir kusur olarak görülemez. Yapı denetim firmaları, kontrol teşkilatları, idareler ve kabul komisyonları da projenin uygunluğu, ürün seçimi ve uygulamanın doğruluğu açısından doğrudan sorumluluk taşır. Sismik korumanın sadece kağıt üzerinde kalmasının en büyük nedeni, denetim mekanizmalarının gerektiği gibi işlememesidir.

Bu noktada, sorumluluğun yalnızca teknik personele ait olmadığının özellikle altı çizilmelidir. Yapım süreçlerinde, yükleniciler ve alt yükleniciler de kullanılan ürünlerin uygunluğundan ve yapılan işin fen ve sanat kurallarına uygunluğundan hukuken sorumludur. Mevzuata göre, bir yapının bu kurallara aykırı inşa edilmesi, hileli malzeme kullanılması ya da benzeri nedenlerle oluşacak her türlü zarar ve kayıptan, KESİN KABUL TARİHİNDEN İTİBAREN 15 YIL BOYUNCA MÜTESELSİLEN SORUMLULUK söz konusudur. Bu yükümlülük, yalnızca imalatı değil; kullanılan ürünleri de kapsar.

Benim uzmanlık alanım olan yapısal olmayan taşıyıcı sistemler ve bunların sismik korunması, ne yazık ki bugün ülkemizde ciddi bir bilgi kirliliği, sertifikasyon karmaşası ve hatta sahte uzmanlık alanı haline gelmiş durumdadır. Kavramların birbirine karıştırıldığı, test belgesi ile sertifikanın aynı şeymiş gibi sunulduğu, denetim mekanizmalarının ise çoğu zaman işlemediği bu ortamda, yapılan her teknik paylaşımın etkisi katlanarak büyümektedir.

Bu yüzden iyi niyetle yapılan açıklamalar dahi, farkında olunmadan dezenformasyona katkı sunma riski taşımaktadır. Ve unutulmamalıdır ki; ülkemizde dezenformasyon sadece etik bir sorun değil, aynı zamanda hukuki bir sorumluluktur. Hele ki konu kamu güvenliği ve can emniyeti gibi hayati alanlardaysa, bu sorumluluğu görmezden gelmek asla kabul edilemez.

8. SONUÇ

Son olarak özellikle altını çizmek gereken bir nokta daha var:

Sismik korumada asıl belirleyici olan şey, sadece kullanılan ürünler değil; o ürünleri doğru şekilde seçen, konumlandıran, hesaplayan ve uygulamayı yöneten mühendislik yaklaşımıdır. Bu bakış açısı olmadan yapılan her uygulama, kullanılan ürün ne kadar “iddialı” olursa olsun, teknik açıdan eksik ve riskli kalmaya mahkûmdur.

Bu alandaki mühendislik hizmetlerinin sadece ürün tedariki yapan firmalar üzerinden yürütülmesi, ne yazık ki ticari kaygıların teknik doğruların önüne geçmesine neden olmaktadır. Oysa sismik koruma, ürün satışıyla sınırlı bir konu değildir. Bu alan;

gibi çok yönlü değerlendirme gerektiren, bağımsız bir mühendislik disiplinidir.

Nasıl ki yangın güvenliği ya da akustik gibi konularda bağımsız danışmanlık almak artık yaygın ve gerekli bir uygulama haline geldiyse; yapısal olmayan taşıyıcı sistemlerin sismik korunması için de aynı şekilde, üründen bağımsız ve sadece mühendislik temelli danışmanlık alınması en doğru yaklaşım olacaktır.

Bu yaklaşım sadece kamu güvenliği açısından değil, yüklenici ve yatırımcıların uzun vadeli hukuki sorumlulukları açısından da son derece kritiktir.

Bu doğrultuda, uzun yıllardır uzmanlık alanım olan yapısal olmayan taşıyıcı sistemler ve sismik koruma konusundaki temel ilkemiz nettir:

Sahadaki tecrübemiz, teknik birikimimiz ve bu alandaki hassasiyetimiz, bize net bir şey göstermiştir:


Son Not

Bu makale, YİMAK Mühendislik’in yaptığı kamusal bir paylaşım üzerinden yola çıkarak, sektörde sıkça karşılaşılan kavramsal ve hukuki sorunları görünür kılmak amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki amaç hiçbir kişi ya da kurumu hedef almak değil, yalnızca doğru mühendislik anlayışını savunmak ve teşvik etmektir.

#depremyönetmeliği #depremkoruması #fireinstallationseismicprotection #fireplantseismicprotection #nonstructuralelements #rigidseismic #rigitseismic #rijitsismik #sallanma #seismic #seismicaccount #seismiccable #seismiccalculation #seismicconsultancy #seismicconsulting #seismicdesign #seismicengineering #seismicprecaution #seismicprojecting #seismicprotection #seismicrestraint #seismicrope #seismicsuspension #seismicsupport #sismik #sismikaskılama #sismikdanışmanlık #sismikhalat #sismikhesap #sismikkısıtlama #sismikkoruma #sismikmühendisliği #sismikönlem #sismikprojelendirme #swaybrace #swaybracing #yangınşartnamesi #yangıntesisatısismikkoruması #yangınyönetmeliği #yapısalolmayanelemanlar #yoe #yota #depremgüvenliği #yapısalolmayanelemanlar #TBDY2018#,mekaniktesisat #sismikrisk #işsürekliliği #yimak #yimakmühendislik

Categories: